Türkiye Gazetesi’nin yayımladığı habere göre, bölgedeki aşırı sanayi birikimi azaltılacak, olası büyük bir depreme karşı üretim kapasitesi korunacak ve ülke genelinde daha dengeli bir sanayi dağılımı sağlanacak.
Bu doğrultuda başta İç Anadolu ve Doğu Akdeniz olmak üzere yeni sanayi havzaları oluşturulması planlanıyor.
Haberde belirtilen detaylar oldukça çarpıcı: İstanbul, Tekirdağ, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Yalova, Kocaeli ve Sakarya illerindeki 77 Organize Sanayi Bölgesi (OSB) ile büyük sanayi tesisleri, ulaşım ve enerji altyapıları gibi kritik unsurların deprem risk analizi yapılacak.
Bu analizler, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ile koordineli yürütülecek.
Ortaya çıkan veriler ışığında, sanayi bölgelerinin yer seçiminde dikkate alınması gereken kriterleri içeren bir “Yer Seçimi Rehberi” hazırlanacak.
Yıllardır Sakarya’da aynı uyarıyı tekrar tekrar dile getirdim:
Burada OSB’lerin sadece verimli tarım arazilerini yok etmekle kalmadığını, aynı zamanda birinci dereceden deprem riski taşıyan bir bölgede sanayileşmenin oluşturduğu hayati tehlikeyi de göz ardı ettiğini söyledim.
6 Şubat 2023 depremlerinin hemen ardından bölgeye gittiğimizde, tek katlı fabrika binalarının bile nasıl yerle bir olduğunu bizzat gördüm.
Dönüşte bu gözlemlerimi detaylı bir şekilde yazdım ve Sakarya’nın altından geçen Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun yarattığı tehdidin boyutunu anlatmaya çalıştım.
Ne var ki bu uyarılar çoğu zaman duyulmadı.
Sakarya’nın dört bir yanına OSB kurulmasına karşı çıktığımız için “sanayi düşmanı”, “istemezükçü” yaftasıyla karşılaştık.
“Sakarya’nın gelişmesine engel oluyorlar” denildi.
Oysa asıl mesele, İstanbul’a komşu olmanın cazibesiydi:
Sanayici İstanbul’da yaşamaya devam edecek, oradaki pahalı arazileri ranta dönüştürecek, Sakarya’daki tarım arazilerini ise neredeyse bedavaya getirecekti.
Kuzey Marmara Otoyolu sayesinde 45 dakikada fabrikaya gidip gelecek, konforlu hayatı bozulmayacaktı.
Ne Sakarya’nın tarım toprakları ve ne de Sakarya’nın deprem gerçeği düşünüldü.
Sonuçta birinci derecedeki tarım arazileri “marjinal arazi” gösterilerek sanayiye açıldı ve OSB’ler hızla çoğaldı.
Şimdi ise devlet, yıllardır savunduğumuz noktaya gelmiş durumda:
Marmara’daki sanayi yoğunlaşması sorgulanıyor, yeni yatırımların deprem riski düşük, Anadolu’nun iç bölgelerinde yoğunlaşması gerektiği kabul ediliyor.
“Ulusal Sanayi Alanları Master Planı” ile bu yönde somut adımlar atılıyor.
Çok geç de olsa doğruya varılmış olması sevindiricidir.
Umarım bu politika kararlılıkla uygulanır, kısa vadeli rant hesapları yeniden baskın gelmez ve Türkiye’nin sanayi geleceği daha güvenli, daha dengeli bir zemine oturtulur.
Sakarya özelinde ise artık sadece “önlem” değil, mevcut yapıların risk analizi ve gerektiğinde güçlendirme ya da kontrollü dönüşüm süreçleri de gündeme gelmelidir.
Çünkü deprem beklemez; hazırlık bekler.
Sezai Matur
Nihayet gördüler: Sakarya’da sanayi olmaz!
SALİM ÖZYILMAZ
Akyazı’dan bir Mehmet Barutçu geçti
Cuma Hutbeleri
Kenan Certel
ÖĞRETMEN OKULLARININ KURULUŞUNUN 177. YILI
Engin Senol
“Benim Öğretmenlerim…
Gönül Dostu
MOBESE İŞİ İNTERNET SİTELERİNE Mİ KALDI
Muhsin Certel
SİYASİLERE ATATÜRK’TEN BİR DERS