Bu akşam 17 Ağustos 1999 asrın depreminin 20. Yıldönümü. Bugün ilçemiz ve çevremizdeki 20 ve altındaki hiç kimse depremi görmedi ve yaşamadı.17 Ağustos 1999 gecesi saatler 03.02 yi gösterdiği sırada meydana gelen 7.4 şiddetindeki deprem resmi rakamlara göre 17 bin aslında bu rakamın çok üzerinde sevdiğimiz insanımızı hayattan kopardı. Oysa deprem kuşağında olan bizler afetler konusunda bilgili olup ona göre hazırlıklı olabilseydik, evlerimizi sağlam yapabilseydik bu kadar can kaybımız olmayacaktı. Bu şiddetteki depremi her zaman yaşamakta olan Japonya gibi ülkelerde ne binalar yıkılıyor ne de can kaybı yaşanmıyor. Deprem öldürmüyor, kendi ellerimizle yaptığımız çürük binalar öldürüyor. Depremden korunmada en büyük görev hiç kuşkusuz belediyelerimize düşüyor. Yapılan inşaatların usulüne uygun yapılması için gerekli kontrolleri mutlaka yapması, olası bir depremde, deprem öncesi hazırlıkların yapılması, toplanma alanlarının belirlenip halkımızın bilgisine sunması belediyelerimizin görevidir. 20 yıldanberi basın olarak bir çok toplantıya katılıp haberlerimizde bu konulara yer verdik. Depremi unutmayalım unutturmayalım dedik ancak geldiğimiz noktada herkesin depremi unuttuğunu üzülerek görmekteyiz.
İlçemizde kısa adı S.A.B.A.H. olan Sakarya Afet Bilinçlendirme, Afete Hazırlama, Arama Kurtarma Derneği var. Tamamen gönüllülerden oluşan bu dernek geçtiğimiz 6 yılda öğrenci ve yetişkin olmak üzere yaklaşık 80 bin insana afetler konusunda eğitim verdi. Aynı dernek 5 yıldan beri de her 17 Ağustos günü akşamı depremin meydana geldiği saatlerde acı da olsa o büyük felaketi anmak, depremde kaybettiğimiz 74 deprem şehidimizin ruhuna bağışlamak üzere Kuran-ı Kerim okutuyoruz, bir daha böyle felaketleri yaşatmaması için Allah’ımıza yalvararak dua ediyoruz.
16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan bu gece de yatsı namazından sonra Gazi Süleyman Paşa Camiinde deprem şehitlerimiz anısına bir program düzenlendi. Belediye ve S.A.B.A.H. derneğinin işbirliği ile düzenlenen bu programa her Akyazılı davet edildi. Bilhassa gençlerin katılarak Depremde yaşananlar hakkında bilgi sahibi olması çok önemli.
Bu gün Cuma hutbesinin konusu da afetlerle ilgiliydi. İnsanların nasıl tevekkül etmesi gerektiğini anlatıyordu. Biz de bu hutbeyi haberimiz içine aldık, dikkatlice okuyup emredildiği şekilde yaşayarak güvenli bir hayat sürdürüleceği anlatılıyor.
İşte hutbenin bir özet;
Bizleri yaratan yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah dönüş yapsınlar diye işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.” bir hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem (s.a.s), şöyle buyuruyor: “Batan bir diken bile olsa Müslüman'ın başına gelen her bir musibeti, Allah onun günahlarına kefaret kılar.” Bizler Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz. Rabbimizin dünyada hepimizi çeşitli şekillerde imtihana tabi tuttuğunun idrakindeyiz. Bu dünyanın geçici, ahiret hayatının ise ebedi olduğuna yürekten inanıyoruz. Rabbimizin verdiği nimetlere şükrediyor, musibetler karşısında ise sabır ve sebat gösteriyoruz. Rabbimize güveniyor, O'na tevekkül ediyoruz. Ancak doğal afetlere karşı insan olarak üzerimize düşen sorumlulukları da yerine getirmeye çalışıyoruz. En büyük galaksilerden en küçük karıncalara kadar, tabiat bir bütün olarak Allah tarafından yaratılmıştır; her an O'nun kontrolü altındadır. Tabiatın muhteşem uyumu ve dengesi, Allah'ın hükmüne ve kanunlarına bağlıdır. Kimi zaman yaşanan afetler ise tabiatı alt üst ettiği gibi, insanların hayatını da acı bir şekilde etkiler. Tarihte yaşanan deprem, sel, heyelan ve yangın gibi nice afet, can ve mal kaybıyla sonuçlanmıştır. Ülkemizde de yakın tarihte yaşadığımız deprem ve sel felaketlerinin acısı hala yüreğimizdeki tazeliğini korumaktadır. Kur’an-ı Kerim’in insanlığa şöyle bir çağrısı vardır: “Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” Nitekim tabiata sorumsuzca müdahale eden, kendi menfaati için ormanları kesen, suyu ve havayı zehirleyen, toprağı kurutan insanoğlu, yeryüzünde dengeleri bozmaktadır. Afetlerin kötü neticelerinin önemli bir kısmı bizim kendi hata ve ihmallerimiz sebebiyledir. Nitekim Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurur: “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” Mümin, Allah’ın takdirinin muhakkak gerçekleşeceğine iman eder. Ama aynı zamanda tabiat olaylarının, ilâhî düzen ve kanunlar gereği, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde meydana geldiğini de idrak eder. Çalışmayı ve sebeplere sarılmayı terk edip “Allah’ın dediği olur” diyerek kolaycılığa kaçmaz. Tabiata zararlı adımlar atarak, göz göre göre afeti davet etmez. İşini sağlam yapar. Her türlü tedbiri alır. Maddi ve manevi sebeplerin tamamına başvurduktan ve sorumluluğunu yerine getirdikten sonra Rabbine tevekkül eder. Peygamber Efendimizin ifadesiyle “insan önce devesini bağlar, sonra tevekkül eder.” Güvenli bir hayat için gerekli tedbirleri alalım. Afetlere karşı bilinçli ve hazırlıklı olalım. Deprem, heyelan ve sel riski bulunan bölgelere ev inşa etmeyelim. Ailemizi afet ve acil durumlar hakkında bilgilendirelim. İlkyardım eğitimi, bilgi ve destek için yaşadığımız şehrin AFAD gibi arama kurtarma, afete hazırlama kuruluşlarının uyarı ve eğitimlerinden yararlanalım. Yarın yirminci sene-i devriyesi olan 17 Ağustos Marmara depreminde ve bu güne kadar ülkemizde meydana gelen afetlerde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Yüce Rabbimiz, bizi, ülkemizi ve İslam beldelerini afetlerden muhafaza eylesin. Bizlere de afetlerden gerekli dersleri çıkarmayı, sorumluluklarını yerine getirip huzurlu ve güvenli bir hayat sürmeyi nasip eylesin”


























