KÖY ENSTİTÜLERİ TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU OLURDU


Bu makale eklenmiş ve 8334 kez görüntülenmiştir.
Kenan Certel

Bugün 17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü.


Kapatılmasının ardından yarım asırdan fazla bir zaman geçmesine rağmen hala tartışılan ve neden kapatıldığı konusunda kimsenin ikna edilemediği Köy Enstitüleri gerçeğini anlamak ve önemini daha iyi anlayabilmek için 1930’lu yılların genç Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu sosyal ve Ekonomik şartları görmek ve buna göre değerlendirmek gerekir.


Köy Enstitülerinin kuruluşundan hemen önce ülkemizde henüz yarı feodal yapı bozulmamış ana servet ve güç kaynağının toprak olduğu sezinlenememişti. Toprak dağılımı köylüden ve verimden yana değildi. Köylülerin çoğu yarı ortakçıydı. İlkel tarım araçları kullanılmaktaydı. Ayrıca kredi, pazarlama ve kooperatifleşme yoktu. Genel nüfusun %75’i köylüydü ve köylüler parasal güçlükler çekmekteydiler. 1936’da köylerimiz ekonomik ve kültürel bakımlardan kendi içine kapalıydı ve büyük toplumla olan ilişkileri zayıftı. Taşıt ve haberleşmenin olmaması köyler arası işbirliğini engellemekteydi. Bu durum teknik, ticaret ve tarım işlerinde uzmanlaşmayı da engellemekteydi. Bir kısım toprak ağaları ve güçlü kişiler yeni araçlardan ve devlet kredisinden yararlanıyor; pek çok devlet toprağını da ele geçirince tapuluyorlardı. Osmanlıdan kalma bozuk toprak düzeni yüzünden köylülerin çoğu topraksız ve işsizdi.


1935-1936 yıllarında tüm halkın %20.4’ü köy halkının ise % 15.5’i okur-yazardı. Şehir ve kasaba çocuklarının %75’i okula gitmekteydi. Köy çocuklarında ise bu oran %25’e düşmekteydi. Ayrıca köy çocuklarının çoğu da 3 yıllık okullara gidiyorlardı. 40000 köyden 35227’si okulsuzdu. Ülkedeki toplam resmi ilkokul sayısı 6112 idi. Yılda ortalama 800 öğretmen ödeneklerin yetersizliği, zor koşullar gibi nedenlerle görevden ayrılırken; yılda yalnızca 650-700 öğretmen adayına diploma veriliyordu. Bu yüzden öğretmen sayısı giderek azalmaktaydı.


Durumun incelenmesi ve çözüm yolları bulunması için Amerikalı pedagog John Dewey ülkemize getirildi. “Köy okullarına, Türk hayatının temeli olan çiftçilerin gereksinimlerini karşılayacak okullara, öğretmen yetiştirecek tipte öğretmen okullarına ihtiyaç vardır” diyen John Dewey’in tespitleri üzerine 1926’da Kayseri’de ve 1927’de Denizli’de olmak üzere iki tane 3 yıllık Köy Öğretmen Okulu açıldı. Bu okullar 1932-1933 yıllarında, Öğrencilerinin şehir ve kasabalardan alınması, köye göre yetiştirilmemeleri gibi nedenlerle beklenen başarının sağlanamadığı gerekçesiyle kapatıldı. 1937’de ise Köy Enstitüleri’nin temeli olan yeni öğretmen okulları İzmir, Eskişehir, Edirne ve Kastamonu’da açıldı.


Bu sayede köy enstitülerinin gerçek ve sağlam temelleri resmi adlarından önce atılmış ve 3803 sayılı Köy enstitüleri yasası böyle bir deneyin eseri olmuştur. Köy Enstitüleri’nin ve yasasının güçlü yanı, deney yolunu tutmuş ve kendini bu yolla daha önce kamuoyuna kabul ettirmiş olmasıdır. Bu olumlu sonuca ulaşmada ilk ağızda elverişli koşullar içinde açılan, kuruluşunu hızla geliştiren, yalnız genel bilgilerde değil, tarım ve teknik alanlarda da iş konularını çeşitlendiren gözlemciler üzerinde olumlu etkiler yapan Kızılçullu Öğretmen Okulu’nun yaptığı görev küçümsenemez.


Deney evresi 17 Nisan 1940’ta çıkan 3803 sayılı yasa ile sona erdi. Bu yasa ile Köy Öğretmen Okulları “Köy Enstitüleri” adını aldı. Aynı yılda da sayıları 14’e çıkarıldı.


KÖY ENSTİTÜLERİNİN ÖZELLİKLERİ
Köy Enstitüleri’nin kurulacağı yerin devlet arazisi olması ve tarım işlerine elverişli olması gerekmekteydi.Ayrıca 2-3 il için bölge merkezi olmasına, okul ve öğretmen durumunda geri; hava ve su bakımından sağlık koşullarına uygun olmasına dikkat edilmekteydi.
Enstitülerin asıl amacı köylü çocuklarını köyden alıp yetiştirmek ve köye geri göndermek olduğu için alınan öğrencilerin köylü çocuğu olması gerekmekteydi.


Günde 8 saat öğretmenle sistemli çalışmaya, 2-3 saat etüde, hafta sonları nöbetleşe yapılan genel işlere ve yıllık en çok 45 günlük izne dayanabilecek güçte çocuklar tercih edilmekteydi.


1943’te Bakanlıkça “Köy Enstitüleri Eğitim Programı” hazırlandı. Kültür dersleri, ziraat, teknik ders ve çalışmaları haftada 44 saatti. Günlük çalışma ise okuma saatleri dışında 8 saatti.Yasa ile yıllık çalışma süresi 10,5 ay olarak belirlenmişti. Yıl başlarında veya kanaat dönemlerinde birer haftalık dinlenmeleri de yoktu. İzinler daha çok bahar ve yaz aylarında, sınıf ve kümeler arasında nöbetleşe verilirdi. 1947’ye kadar izin zamanları enstitülerin öğretmenler kurulunca saptandı.
Enstitülerde verilen dersler üç ana grupta toplanmaktaydı. Bunlar:
•Genel Bilgi Dersleri: Türkçe, tarih, matematik, coğrafya, yurttaşlık, fizik, kimya, kooperatif, resim, müzik, sağlık bilgisi, beden eğitimi ve ulusal oyunlar, askerlik, yazı, yabancı dil, öğretmenlik bilgisi, ev idaresi ve çocuk bakımı.


•Ziraat Ders ve Çalışmaları: Tarla ziraatı, bahçe ziraatı, zootekniği, arıcılık, ipekböcekçiliği, sanayi bitkileri ziraatı, kümes hayvancılığı, balıkçılık ve su mahsulleri.


•Teknik Ders Çalışmaları: Demircilik, dülgerlik-marangozluk, yapıcılık, fotoculuk, pratik bilgiler, biçki-dikiş, çocuk bakımı, halıcılık-dokumacılık, örgü, nakış-çamaşır, ev idaresi.


Yüksek Köy Enstitüsü:


Köy Enstitülerinin kuruluşundan sonra tarım,teknik ve güzel sanat alanlarına gerekli nitelikli öğretmen bulmakta sıkıntı çekilmeye başlandı. Ayrıca köy eğitimini denetleyecek, öğretmenlere yardımcı olup yol gösterecek denetleyicilere gereksinim vardı. Köy okullarını, köy enstitülerini ilgilendiren türlü konular üzerinde bilimsel araştırmalar, deneyler yapmak, bunları değerlendirmek ve yaymak için köy inceleme merkezi kurulması da düşünülmekteydi.
Tüm bunların gerçekleştirilebilmesi için Ankara Hasanoğlan yüksek köy enstitüsü kuruldu.
Buradaki eğitim kollara ayrılarak verildi. Açılan kollar:
Güzel Sanatlar Kolu, Zirai İşletme Ekonomisi Kolu, Tarla ve Bahçe Ziraatı Kolu, Yapıcılık Kolu, Hayvan Bakımı Kolu, Maden İşleri Kolu, Köy ve El Sanatları Kolu, Kümes Hayvancılığı Koluydu.
Değişiklik Evresi (1947-1950):
1946 yılında çok partili ve tek dereceli ilk seçim gerçekleşti. Yeni kurulan Demokrat Parti, Halk Partisini yenmek ve iktidarı elde etmek için yaptığı propagandaların arasına köy enstitülerini de aldı. Seçim kampanyasıyla başlayan eleştiri ve kötülemeler yaygınlaştı.


Bu tutum karşısında köylüye hoş görünme zorunluluğu duyan Halk partisinin içinde de bu politik havadan yararlanma eğilimi kendini gösterdi.
1946 seçimlerinde Halk Partisi oy kaybetmesine rağmen yine iktidarda kaldı. İsmet İnönü Cumhurbaşkanıydı. Cumhuriyet Halk Partisi oy kaybetme korkusu ile kendi kurduğu Köy Enstitülerinin kurucusu Milli eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve enstitülerin fikir babası İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’u görevden aldı. Ya da her iki bürokratı ayrılmak zorunda bıraktılar.
Talip Apaydın,yazdığı kitabında, Köy Enstitüleri eyleminin Türkiye’de bir fikir ve karakter ölçüsü olduğunu düşünür. İlerici ve halktan yana olanların enstitüleri beğendiğini; gerici, halka karşı, köylüyü sömürmekte olanların ise enstitülere karşı olduğunu belirtir.
Eleştiriler:
Bu dönemde enstitülere karşı haksız pek çok eleştiriler ve suçlamalarda bulunulmuştur. Bunlardan bazılarını sıralamak istersek:


Köy Enstitülerinin dağ başlarında, ıssız, susuz ve kurak yerlerde kurulduğu; kültürden yoksun bu yerlerde Türk çocuklarının uygarlıkla ilişkilerinin koparıldığı ileri sürüldü.


Henüz ergenliğe girmemiş çocukların alındığı ve boylarından büyük işlere sokulduğu, ağır işlerde çalıştırıldıkları söylendi.


İş eğitiminin yerli olmadığı, S.S.C.B.’den ya da Batı devletlerinden kopya olduğu iddia edildi. 


İsmail Hakkı Tonguç, Pestolotzi,Blonsky,Dewey gibi eğitbilimcilerin iş eğitimi ilkelerinden etkilenmiştir.  


Ama onlarda iş ile eğitim ilkesi bir araçken, Tonguç’ta bir amaçtır. Hiçbir eğitbilimci 10 yıl süreyle iş içinde,iş eğitimi ilkesiyle, iş için amacını Türkiye de olduğu gibi tüm ülkeye uygulama olanağı bulamamıştır.
Yalnızca köy çocuklarının okullara alınmasına ayrımcılık dendi. Bu şekilde ezen ve ezilen sınıf farklılığının körüklendiği söylendi.


Köy enstitülerinin işleyiş biçimi “devlet içinde devlet” olarak nitelendirildi. Bunun nedeni köy enstitülerinin eğitim, öğretim ve teknik işlerle ilgili yazışmalarını doğrudan bakanlıkla yapması ve bakanlığın akçalı işlerde ödeme emri buyuruculuğu yetkisini de enstitü müdürlerine vermesiydi.


Bu uygulamalar aşırı merkeziyetçiliğe alışkın olan Türk bürokrasisine uymuyordu.


Enstitülerde öğrencilerin şımartıldıkları ve iyi yetiştirilmedikleri söylendi.


Enstitülerde işin önce, bilginin sonra sayıldığı; öğrencilerin amelelik ettiği ve bilgi düşmanı yapıldıkları söylendi. Oysa Atatürk’ün şu sözü bu eleştiriye güzel bir cevap olabilir: “Çocuklarımızı öylesine yetiştirmeliyiz ki ticaretin, tarımın ve sanatın bütün alanlarında bilgili, etkili ve yetkin olsunlar.”
En acımasız eleştiriler karma eğitim konusunda geldi. Öğrencilere yersiz ve ağır pek çok suçlamada bulunuldu.


Oysa Atatürk 1925 yılında yaptığı konuşmasında: “Bütün okullarımızda eğitim ve öğretim uygulamalı olacaktır. Kadınlarımızın da aynı eğitim derecesinden geçirilerek yetiştirilmelerine önem verilecektir” diyerek karma eğitimin gerekliliğini belirtmiştir.


 


Kapanış(1950-1954):


14 Mayıs 1950’deki seçimle iktidara Demokrat Parti geldi. Köy enstitüleri hakkındaki peşin ve olumsuz yargılarını 1945’ten beri tekrarlayan ve Milli Eğitim politikasının ekseni yapan Demokrat Partinin amacı, devraldığı ortam içinde ve kısa zamanda köy enstitülerini kapatmak; öteden beri bilinen mevcut öğretmen okullarına çevirmektir.


İlk olarak erkekler ve kızlarının beraberliklerinin sakıncalı görülmesi ve kız sayısının azalması nedenleriyle karma eğitime son verildi.


Enstitülerin tahsil süreleri en az 5 yıl olarak saptanmışken, bu süre 1952’de 6’ya çıkarıldı. Buna göre “Köy Enstitüleri Programı”, “Öğretmen Okulları ve Köy Enstitüleri Programı” olarak değiştirildi.


Yalnız yönetmelik yoluyla değil, eğitim programına verilen ad ve kapsam açısından da bir yıllık sürenin arttırılmasına dayanılarak yapılan dönüşlerle köy enstitüleri öğretmen okullarına çevrilmiş sayılabilir.
Ders programında da değişiklikler yapıldı. Haftalık ders saati 44’ten 35’e indirildi. Yabancı dil dersi konmadı; din dersi eklendi. Sanat derslerinde yapılan değişiklerle belli bir sanat dalı ve o dalda biraz olsun derinleşme, güven sağlama ortadan kalktı. Yerine sadece yaygın ve klasik bir iş dersi getirildi.


27 Ocak 1954’te de Köy Enstitüleri tamamen kapatıldı ve ilk öğretmen okullarıyla birleştirildi.
Köy Enstitülerinin Yararları ve Değerlendirmeler:
Enstitüler en çok ilköğretimi etkiledi. Yetiştirilen eğitmen ve öğretmenlerle ilköğretim küçük köylere kadar yaygınlaştırıldı. Eğitimdeki mevcut tıkanıklar giderilmiş oldu.


Demokrasinin genişliğine ve derinleşmesini kökleşmesini sağladı.


Bu sonuçları somutlaştırmak istersek; 1941-1942 öğretim yılında 3859 olan 5 yıllık öğretmenli köy okulu sayısı 1951-1952’de 12735’e çıktı. Akşamları da okul dışındakilere akşam okullarıyla öğretim verildi. Toplumsal hiçbir iş küçümsenmedi; güçlüklere dayanma, esere varma, ürün elde etme gibi olayların önemi kavrandı. İnsana saygı, ulus ve yurt sevgisi, çalışma zevki, çalışanı takdir etme duyguları benimsetildi.


Enstitülerdeki eğitimde ders kitaplarının çerçevesi içinde kalınmıyordu. Okuma ve düşünme alışkanlığı veriliyordu. Başkasını dinlemek, anlamak, düşünüleni söylemek alışkanlık haline getiriliyordu. Böylece araştırıcı ve savaşımcı kişiler yetişiyordu.
Ayrıca enstitüler sayesinde köy gerçeklerinin kavranması, aydınların köye yönelmeleri sağlandı. Böylece köy edebiyatı ve köy sanatı doğdu. Şehirli aydınlarla köy halkı arasında köprü kuruldu. Köy ve şehir toplumlarının karşılıklı ilişkileri arttı.
Köy enstitülerinde yetişmiş olan yazar Talip Apaydın’ın yaşadıklarıyla ilgili söyledikleri aydınlatıcıdır:


“Öyle bir ortam yaratmışlar ki çalışmayınca rahatsız oluyorduk.Bir canlılık, bir iş enerjisi yaratılmıştı aramızda.”
“Bizim amacımız düpedüz üretimdi. Okul yaşamın bir parçasıydı. Bizzat hayatı yaşıyorduk, hayatın bütün gerçeklerini yerine getiriyorduk.”
“Sadece çalışkan ve dürüst insan değerliydi. Konuşmalarda ve davranışlarda hep bu gerçek ortaya konurdu. Tembelliğin yergisi, çalışkanlığın övgüsü yapılırdı. Kişiliğimiz bu anlayış içinde biçimleniyordu”

KİM NE DERSE DESİN KÖY ENSTİTÜLERİNİ KAPATMAK T.C GELECEĞİNE BÜYÜK BİR İHANETTİ....


ETKİLERİNİ BUGÜN BİLE ÇEKİYORUZ ....


Cumhuriyet düşmanları ve din istismarcıları bu kurumun kapatılması için ellerinden geleni yapmışlar ve başarılı da olmuşlardır.


Eğer köy enstitüleri kapatılmamış olsaydı bugün;


-gidilmemiş köy, okulsuz çocuk


-işlenmemiş tarla,


-aç-açık insan


-fabrikaları kapatılmış işçiler olmayacaktı.


-Avrupalarda çalışan işçiler


-töre cinayetleri


-boşalmış köyler görülmeyecekti.


Çok kısa ömürlü olmalarına karşın öğrencisi, öğretmeni, çalışanıyla  aydın, özgür üretken, araştırmacı, sorgulayıcı, Atatürk İlke ve İnkilaplarına, Laik Cumhuriyete inanan ve bu yolda yürüyen bireyler, yurttaşlar yetiştiren, bugün dahi birçok ülkeye örnek olabilecek üretime dönük eğitimi öngören Köy Enstitüleri;


Laik eğitimin başlamasında öncülük etmiş,


-Sanayi için eğitilmiş nitelikli iş gücünün oluşmasına yardımcı olmuştur.


-Ataerkil toplumdan çekirdek aile toplumuna dönüş başlangıcı olmuştur.


-Atamızın özlediği demokratik toplum ve kültür için kurumsal alt yapı oluşmasına neden olmuştur.


-Ezbercilikten uzak sorgulayan bireyler yetiştiren, demokratik ve üretici eğitimin başlamasına öncülük etmiştir


 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
bizimakyazi.com
© Copyright 2018 akyazı. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
BÖLGE HABERLERİ