DOĞAL AFETLER, TEDBİR VE TEVEKKÜL DENGESİ

TARİH :16/08/2013 Aziz Müminler!
Bu makale 18 Ağustos 2013, Pazar 10:13:38 eklenmiş ve 8026 kez görüntülenmiştir.
Cuma Hutbeleri

Her şeyi var eden ve diri tutan Yüce Allah, evreni, en düzenli ve mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Çünkü O, mutlak derecede bilgi, irade ve kudret sahibidir. Nitekim A’lâ Suresi’nde şöyle buyrulur: “Yaratıp düzene koyan, takdir edip yol gösteren, (topraktan) yeşil otu çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren yüce Rabbinin adını tesbih (ve takdis) et!”

Aziz Kardeşlerim!

Doğal afetler diye tanımladığımız olaylar, bir düzen ve uyum içerisinde varlığını sürdüren dünyamızın ve evrenin hareketlerinden kaynaklanmaktadır. Doğal olayların, afetlere neden olmasında yeryüzü şekilleri, jeolojik yapı ve iklim özellikleri ile birlikte insan faktörü de etkili olmaktadır. Türkiye, sahip olduğu bu özellikler bakımından önemli risklere sahiptir. Ülkemiz deprem, heyelan, çığ, sel ve taşkınlardan afet boyutunda sık sık etkilenir. Meydana gelen bu afetler, önemli ölçüde can ve mal kayıplarına neden olur. Ülkemizde en çok görülen afetler; şiddetli yağış, sel, taşkın, buzlanma, orman yangınları, kuvvetli rüzgâr, fırtına, çığ ve yıldırımlardır. Hiç kuşkusuz bu olaylar Allah’ın izniyle ve takdiriyle olur. Tedbir alınmadığı takdirde arkada yıkımlar, ölümler, yaralanmalar ve mal kayıpları meydana gelir.

Muhterem Müslümanlar!

Böylesine önemli sonuçlara neden olan doğa olaylarının meydana gelmesi tamamen önlenemiyor olsa da bunların zararlarının azaltılması mümkündür. Bu konuda sağlam bir bilince sahip olmamız ve uzmanların uyarılarını titizlikle yerine getirmemiz gerekmektedir. Dinimiz İslam da böyle davranmamızı emretmektedir. Aksi takdirde doğal afetlerin ağır ve yıkıcı sonuçlarından kaçabilmemiz mümkün olmaz. Ülkemiz bunun en acı örneğini 17 Ağustos 1999’da yaşadı. Bu depremde binlerce insanımızı kaybettik. (Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.)

Muhterem kardeşlerim!

Bilgiye ve bilime açık olan Yüce dinimiz, bu doğal olaylar konusundaki tavrımızda, tedbir ve tevekkül dengesi içerisinde olmamız gerektiğini vurgular. Buna göre bir Müslüman ya tedbir alan ya da tevekkül eden değil; hem tedbir alan hem de tevekkül eden olmalıdır. Tedbir almak, doğal afetlere hazırlıksız yakalanmamak için yapılması gerekenleri harfiyen yapmaktır. Danışılması gerekenlere danışmak, uzmanlardan yardım almak, ulaşılan fen ve teknolojik gelişimden faydalanmak ve ona göre davranmaktır. Yüce Rabbimiz Enbiya Suresinde; “Bilmiyorsanız bilenlere sorunuz.” Buyururken ehil insanların bilgi, tecrübe ve tavsiyelerinden istifade etmemiz gerektiğine dikkat çekmektedir. 

Değerli kardeşlerim!

Sevgili peygamberimiz, bütün konularda olduğu gibi bu konuda da bizim için en güzel bir örnektir. Müslim de şöyle bir rivayet yer alır: Hz. Peygamber (s.a.s) yıkılmaya yüz tutmuş olan bir mağaraya uğradı da orayı geçinceye kadar yürüyüşünü hızlandırdı. Bunun üzerine Ya Resûlallah! Allah’ın kazasından mı kaçıyorsun? diye hatırlatıldı. Hz. Peygamber: “Evet Allah’ın kazasından, kaderine kaçıyorum” buyurdu. Böylece Peygamberimiz (s.a.s) burada tevekküle sığınarak tedbirsiz davranmamıştır.

Hutbemi bir hadis-i şerif mealiyle bitirmek istiyorum: “Şüphesiz Allah (cc) sizden biriniz bir iş yaptığında onu sağlam yapmasını sever.

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
bizimakyazi.com
© Copyright 2018 akyazı. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
BÖLGE HABERLERİ